Musty's profileMustafaPhotosBlogLists Tools Help
.

Mustafa Senturk

Occupation
Birbirimizi görmeden, tanımadan ve sadece "hissederek" yürüttüğümüz dostluk ilişkisi yaşamımızdaki diğer ilişkilerden çok farklı
No list items have been added yet.

Zulu (GMT) Clock

Loading...
Photo 1 of 9
4/8/2006

http://spaces.msn.com/istanbulspaces/

SAYFASINDA DEVAM EDİYORUM HERKESİ BEKLERİM istanbulspaces'e
12/22/2005

Reklam

 

   

 

İSTANBUL için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Kaynak: http://www.meteor.gov.tr

Image hosted by Photobucket.com 

 

Number of online users in last 3 minutes web design company
 

 

11/30/2005

Dost Aranıyor

          

Dost  

 

sesimi duyanlar:artık dost aramaktan,iyyi,kafama uygun arkadaşaramaktan usandım. bu insan nasıl,dost olabilirmiyim diye tanımaya çalışmaktan,gözlemlemekten sonra hüsrana uğramaktan zaten tanıma sürecinin getirdiği tedirginlikten bıktım.
    şimdi aradığım arkadaşın özelliklerini sıralayıp sahip olanla dertlaşmeye başlamak,sıkıntı çekmemek en önemliside hüsrana uğramayıp,ayağımın altındaki halı çekilmiş gibi hissetme riski olmadan dostluk kurmak istiyorum.
     benim dostum:
  • dürüst
  • güvenilir
  • saygılı
  • sevecen
  • iyi niyetli
  • anlayışlı
  • beni dinleyen
  • arada dedikodu yapmak istediğimde katılan
  • gülen
  • asabiyetimde körüklemeden hak veren(yanlışsa sonra söylesin)
  • beni pul gibi harcamayan
  • dostluğa değer veren
  • yıllar sonrada dostluğu sürdüre bilen
  • pazara kadar değil mezara kadar dost olabilen

aslında böyle dostlarım çok ama işimn zorunluluğu nedeni ile her yıl yeni kiişilerle çalışınca eskilere istediğim gibi ulaşamadım,yenileri tam tanıdıım dediğim anda zaman doldu hoop yeni bir yereve tekrar sil baştan

neyse yukarıdaki özellikte DOSTLAR ARANIYOR

      

11/24/2005

Belgesel Mutlaka izle

loading

Arkadaşalar Bu Belgeseli Alırken Bir Kaç'ta Not Yazsanız Olmaz Mı ?

("Sağ tuş - Durdur" ya da "Esc" komutlarıyla klipleri durdurabilirsiniz.)
10/31/2005

hayallerimle

 

Bir kadını ağlatmak çok zor degildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya...
En az erkekler kadar yani!
Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur.
Eger bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.
Gözleri buğulanır kadının sonra.
Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır..
Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. Ince ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli...
Ve kadın ağlar; hem de çok!
Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.
Bazen kadınlar ağladığında çogu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler.
Bilmediklerindendir böyle demeleri.
Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. Içlerindeki zehirdir onlari öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizler yaralarındaki!
Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüsür yaraları.
Dönüşmemesi lazimdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.
Zaman geçer sonra.
Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...
Çok ağlayan kadınlar, bir çok seyden vazgeçen kadınlardır aslında.
Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan..
Insanlar soruyorlar çogu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.
Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman!
Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların.
Ee o zaman niye sarılsınlar ki!
Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa
bilin ki olgunlaşıyordur
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

       

Musty


 

 

10/21/2005

Adı Sevda

Adı Sevda...

Yorgunum şimdi

Hem de öyle yorgunum ki;

Ne sevmeye gücüm var,ne sevilmeye

Hayat ne senden önceki gibi,ne de seninle gibi

Şimdi herşey değişti.

Mevsimler bile

Bu sevilen sonbahar hüznü,acı veriyor artık...

Bir özlem duyduğumdan değil ya da nefret ettiğimden değil

Sadece kendime kızdığımdan...

Yeniden başlamanın bu kadar zor olduğunu kimse söylemedi bana.

Kimse anlatmadı neler yaşayabileceğimi

O zaman da kimse yoktu,şimdi de yok...

Tek başına yüklenmek ne zor bilir misin?

Hayatın getireceği bir sonraki saati bile tahmin edemezken nasıl yaşar ki insan?

Yaşanıyor ama,nasıl yaşandığını sormayın da..

Bir vurgun bu sevda diyor şarkının biri

Sevdanın adı sevda

İçi zehirli elma...

10/16/2005

Ben Kimim ?

 


Benim kim olduğum, o kadar da önemli değil aslında...
Ben, yüreğine sevgi tomurcukları ekmiş, ellerini tebessümlerin kanatları arasına uzatmış, umutları; bir sana bir bana diye paylaştırmış biriyim.
Tebessümlerim gül kokar, gözyaşlarımı silmeye mendiliniz yetmez.
İnsanlara olan sevgi ve şefkatimin miktarını hesaplamaya yetmez hesap makineleriniz...

Karanlığın içinde, bir aydınlığım ben...
Öylesine parlak ve öylesine sönük...
Dokunsanız kırılacak kadar hassas, baksanız yok olacak kadar sanal'ım...
Belki de bir masalım bu gerçekliklerin arasında...
Yedi cücelerini yitirmiş, onları aramak için yola düşmüş bir Pamuk Prenses'im belki de....
Bir bulutun içinde saklıyım belki...
Belki de bir çocuğun masum ağlamalarının satır aralarında...
Belki dünde yaşadım, belki bugünde...
Belki de, yaşayamadım gönlümce...
Hasta sabahları iyileştirmeye çalışan bir hemşireyim belki de...
Belki de derman olmayan bir hasta...
Belki, yaşım 1, belki 11, belki 19, belki 20, belki 24, hatta belki 80...
Ne farkeder ki...
Belki de daha doğmadım...
Yani sıfır...
Umulmadık bir zamanda, umulmadık bir konuşmanın notalarıyım belki...
Belki, unutulmamış bir şiirin patlamaları...
Offf...
Kafam iyice karmakarıştı.
Bu karmaşanın içerisinde, belki, belki bile değilim...


 

10/15/2005

Gittin

Gittin...
Dudağıma, çocuksu susuzluğumla asla doyamadığım öpücüklerinden birini kondurup gittin."Ne olur öyle bakma bana" dedin enson...
Daha birkaç dakika önce gözlerimde varlığınla alevlenen yaşam sevincinin yerine, boyun eğmiş, donuk ve daha şimdiden hasretinle kavrulmuş bir karanlığı bırakıp gittin... Dolmuştu zamanın...


Yüreğimdeki kum saatini, o göz açıp kapayıncaya kadar geçen "sen"den, sanki asırlarca tükenmek bilmeyen "sensizliğe" tersyüz ederek gittin.


İçimde, günlerdir yokluğunla zayıflamış, kalbi kupkuru kalmış aşk çocuğunu sevginle emzirme sarhoşluğuyla delirdiğim şu üç saatin içindeki yüzlerce "an"ı "anı"ya dönüştürerek...


Önce gözlerim öksüz kaldı yokluğunda. Sonra, nefesinin o buğulu sıcaklığından mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarları...


Gittin...
İki aşkın arasında şaşkın. Ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, başka bir eve gittin uyumaya. Artık senin değildi evin, "sizin"di. Benim özlediğim o eski evin değildi gittiğin...


O eski ev... Oturup, zamanın o yağmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, güneşin bütün gün sadece yalayıp geçtiği loş pencerelerinde dalgınlığımızı biriktirdiğimiz o ev...


Şaşardık bazen... ansızın, hesapsızca, belki de yorgun düşerek... Akıldışı bir hızla devinen imgelerin ortasında, bir çığ gibi ömrümüze yığılan anılardan birin seçip, dondurarak... Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir rityel gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafımızda, umurumuzda olmadan...


Elin çaya uzanırdı...
Tenim dudaklarını özlerdi...
Bir sözüm şiirin olurdu... Demlenirdik.


Gömüldükce düşlerin o büyülü uykusuna, aşkımın kalbimdeki ilahi melodisi çalınırdı kulaklarına birden. nasıl da ürkerdin... Karanlıktan korkan bir çocuğun teselli isteği gibi bölerdi sesin suskunluğumuzu...


Ruhlarımızın biryerlerde buluştuğuna, düşlerimizin biryerde kesiştiğine inanmak istediğim bu hayattan çalıntı anları, beni bunun aksine inandırmaya çalışan bir sesle ve ilk önce hep sen bölerdin.


İşte böyle anlarda yüzü daha da netleşirdi dünyaya gözlerinden bakan o yaralı çocuğunun... İşte ben en çok seni içimden doğru sevdiğim böyle anları severdim...


Hayatın içinde seni barındırdığı her karesinde uzun uzun soluklar alarak, o günlük , o sıradan ayrıntılarını alabildiğince büyütüp, içinde kaybolarak severdim seni... Odanın içinde, varlığına yıllardır aşina olduğun bir eşya gibi sessizce kaybolarak , seni izlemek ve başının üzerinden sonsuzluğa akıp giden düş bulutlarında şekillenen herşeyi, şu yüreğimde senin için büyüttüğüm şiire mısra yapıp eklemekti seni sevmek...


Sevmek hayatına tanıklık etmekti benim için...
Sabahları evden çıkmadan önce, uykundaki o en masum halini öpücüklere boğarken "gitme" diye sayıklayan sesine kıyamayıp, patrona binbir yalanlar uydurarak, işe gitmemekti seni sevmek...


Sana kahvaltı hazırlamaktı... Senle hazırladığım sofraya iştahla oturup "sen varya, bir meleksin, neden seninle evlenmiyorum ki ben? Senden daha iyisini mi bulacağım"diyen muzip sözlerine sevinmek, belki de çocukca inanmaktı... İnce ince kıyılmış, tabağa motif gibi işlenerek dizilmiş ve hep sevdiğin gibi üzerinde zeydinyağı ve limon gezdirilmiş domateslere, yaptığım mezelere duyduğun minnete şaşırmaktı... Hayatına eklemekten çılgınca zevk aldığım o şefkatli inceliklere duyduğun minnete şaşırmaktı seni sevmek...


Seni sevmek, bundan yıllar önce, seni bir idol gibi içimde büyütüp, hayranlığımın yavaş yavaş aşka dönüşünü ürkekçe gizleyerek kaleme aldığım mektuplarıma, aynı incelikle, aynı özlemle, aynı hayranlıkla verdiğin cevaplarına inanmaktı. Tüm ısrarlarına rağmen, bu eşsiz büyüyü bozmaktan çekinip, aylarca seni bir kez bile aramamaktı. Sonra ansızın yollara düşüp, çocukluğumda kalbimde filizlenen sevdası senin aşkınla yeşeren bu kentin sokaklarında izini sürmek, kendi sözlerinle "bu inceliğin ve bu derin anlayışın yüzünü", yani o merak ettiğin yüzümü , gözlerine taşımaktı. Buluştuğumuz cafede , ayların günlerin telaşı ve suskunluğuyla anlattığın şeylerin hiçbirini algılamadan, sadece hayranlıkla seni, o hepimiz gibiliğini seyrederken, masanın altından bir türlü çıkartamadığın o telaşlı, o çocuk ellerinde kendini eleveren heyecanına inanmaktı...


Seni sevmek, o gece rakı içtiğimiz köhne meyhaneden çıkıp yürüdüğümüz sokaklarda, Nisan ayında bir mucize gibi gökyüzünde dans eden kar tanelerinin Tanrı'nın bu aşk için gönderdiği bir işaret olduğuna inanmaktı...


Seni sevmek kadınlığımı, bedenimi ve hazzı ilk defa seninle keşfetmekti. Onyedi yıldır sanki sadece senin için sakladığım bedenimi, en ufak bir tereddüt duymadan ve beklentisiz bir sarhoşlukla sana sunmaktı... Her dokunuşunda kutsal bir ayinin o sıcak ve tatlı şarabını yudum yudum içer gibi...


Seni sevmek, aşkın uğruna, ama senden izinsiz, başka bir kentteki hayatımı sıfırlayıp, yaşadığın kente, yaşadığın göğün altına, ıslandığın yağmurların altına gelip yerleşmekti. Senden başka, bu koca kentte bir başınalık ve kimsesizlikti seni sevmek... sokaklarda tek bir tanıdık simaya rastlamamaya alışmaktı güçlükle... Hücrelerimle beraber çoğalan aşkını özgürce ve sınırsızca yaşamak için ailemin şefkatli ve anlayışlı kollarından sıyrılıp kanatlanmak, yıllanmış can dostların sevgisini çok uzaklarda bırakmaktı...


Seni sevmek, yalnızlığın soğuk kollarından biraz olsun sıyrılıp, nefes alabilmek için geceleri saatlerce tek başıma Beyoğlu'nun karanlık sokaklarında kalabalığın soluğuyla ısınmaya çalışmaktı. Hiç tanımadığım insanların yüzünde senin yüzünü aramak, onların kaybolmuş, umutsuz hayatlarında yaralı geçmişinin ve çocuksu düşlerinin izini sürmekti...


Seni sevmek, bu kentin tozlu, soluk ışıkları ruhumu ısırırken, aynı gecenin yıldızları altında seni deliler gibi özlemekti. O geceyi de kollarında geçirebilmeye seni ikna edebilmek için saatlerce sokaklarda dolaşıp, barlarda, kahvelerde oturup eve dönüşünü beklemekti... Bazen bu bekleyişlerin sonu, yorgun düşmüş bedenimi sürüklediğim evimde, o gece bir başka kadının yanında uyumana ağlamak olurdu sabaha kadar... Ertesi gün bir şizofren gibi, hiçbirşey olmamış gibi tekrar seni sevmeye koyulurdum... şaşırırdım.


Çünki, seni sevmek direnmekti sevgili... Güçsüz olanı acımasızca yokeden bu kentin hoyratlığına ve senin için artık inanmaktan çoktan vazgeçtiğin, yaşadığın hayalkırıklıklarıyla çok uzun zamandır kaybettiğin o aşk duygusunun gerçekliğinin canlı ispatı olmaya direnmekti... Kalbine inançla aşk tohumları ekmekti seni sevmek... Sevmek o yitirdiğin aşk şarkısı adına sana umut vermekti...


Seni sevmek, ait olduğun gökyüzünde seni özgür bırakmaktı... Koparmamaktı kanatlarını... Ruhunun ve kaleminin tek besin kaynağından, başka sevgilerin şiirine eklediği mısralardan kıskançlıkla seni mahrum etmeye yeltenmemekti...


Sevmek, ruhumun tek sahibi olan seni sahiplenmemeye kanaya kanaya razı olmaktı... Çocuksu bir saflıkla tek vazgeçemeyeceğinin ben olduğuma kendimi inandırarak, hayatına boyun eğmekti...


Seni sevmek, bir babayı, bir can yoldaşını hayatının sonuna kadar yanında olduğunu bildiğin güvenilir bir dostu, ilgiye ve şefkate doymayan çaresiz bir küçük çocuğu, ama en çok da tutkulu, kıskanç ve yüreği sonsuz maviliklere akan bir deli aşığı sevmek gibiydi...


Birgün ansızın, telefonda duyduğun bir sese, ya da yeni tanıştığın bir kadına aşık olduğunu, sanki tepkimi ölçmek ya da seni nasıl kıskandığımı görmek isteyen abartılı bir heyecanla söylediğinde, telaşa kapılmamak, bunun gelip geçici bir duygu olduğuna ve asla benden vazgeçemeyeceğine inanmaktı... Yine de içimdeki o kaçınılmaz endişe ister istemez sarardı yüzümü... Sesim soluğum kesilirdi birden... İşte öyle anlarda beni sımsıkı sarıp, tutkulu bir sevişmenin ilk öpücüklerini dudağıma kondururken "Sen küçücük bir kızsın, biliyor musun" diyen şefkatli sesini severdim en çok... Ve aslında ben dahil, hiç kimseye aşık olamayacağını düşünür hüzünlenirdim...


Ruyalarımın gül kokusu...
Sonra birgün aşka açıldı yüreğinin sürgüleri
Sonra birgün şiirlerin başka bir aşkın kokusuna büründü...
Yıkıldı tabuların...Kırıldı zincirlerin... Uzağıma düştün...
Bu defa farklıydı, hissetmiştim. Yalnız bedenini değil, ruhunu da paylaşmaya başlamıştın bir başka kadınla...


Sonra sevmek yavaş yavaş kayışını izlemek oldu avuçlarımdan... Seni sevmek, sen sabaha karşı uyuduğumu sanarak yanımdan kalkıp bir başka yürekle telefonda özlem giderirken, içimde kopan fırtınaları susturmaya çalışmak oldu sessizce...


Habersizce kapını çaldığım o gün, kapında kalıp, içeri girememek oldu...
O güne kadar hiç olmazsa bana karşı dürüst olmanla, yaşadıklarını benden gizlememenle, yalan söylememenle avunuyordum... Ama bir başkasını incitmemek, üzmemek için ondan gerçekleri gizlediğini, yalanlarla da olsa o nu koruduğunu farkedince bu avuntu da terketti beni... Yalanlarını bile kıskanır oldum.


Neden dürüst olmak için beni seçmiştin sanki... Gerçeğin acımazıs zindanlarında neden beni kilitli bırakmıştın...


Ne çok düşündüm bu soruların cevaplarını... Ne çok sorguladım kendimi , nerde hata yaptığımı, neyi eksik bıraktığımı...


Kadınca oyunlardan haberim olmadı hiçbir zaman. Seçtiğin yaşam biçiminden koparmak, seni soluksuz bırakmak demekti benim için. Hatam seni bir mülk gibi sahiplenmemek miydi? Acaba istediğin bu muydu? Seni yanlış mı tanımıştım?... Bana hep, ne kadar asil bir yüreğim oludğunu söyler dururdun... İsyanım, kalbimin ezilmiş parçalarının üstünü örtüp, sessizce çekip kapını çıkmak olurdu en fazla...

Yalnız kalmak istediğini daha sen söylemeden yüzündeki bulutlardan hisseder, çekip giderdim... Özür diler gibi bir sesle , o nun geleceğini söylediğinde, sessizce çıkıp giderdim... Karşında ben otururken, onunla saatlerce telefonda konuştuğunda çıkıp giderdim... Hep giderdim...


Bu onurlu tavrımdı belki de ezen yüreğini... Vazgeçemediğin tek yanım buydu belki...


Sonra, sevmek yaralı kadınlığımı başka yüreklerle avutma yanılgısına kapılmak oldu... Buna hakkım olduğunu söyleyip dursan da, biliyorum aslında içten içe hiç affetmedin beni... Sen çoktan parçalanmıştın zaten... Benim de yüreğimi böldüğümü düşünmek sana bile ağır geldi... Oysa ben, seni değil, kendimi cezalandırıyordum başka bedenlerle... Ruhumu kemiren bu deli aşkı cezalandırıyordum... Bunu anlamadın mı sevgili?


Sevmek seni değil çocukluğumu, düşlerimi, kendimi aldatmak olmuştu artık... Bana bağlanan masum aşkları seninle aldatmak olmuştu... Kimseye veremedim yüreğimi. Ne zaman baksalar içime, yüreğimin kırık aynasında kendilerinin değil senin yüzünün aksini gördüler hep... Sessizce çekip gittiler. Farketmedim bile gittiklerini...


Gittin...
Seni sevmek, bensiz akıp giden hayatına bir yabancı gibi uzaktan bakmak oldu çoktandır... O çocuk ellerinin, bir başkasının saçlarında gezindiğini, aniden özlemle sarılıp bir başka yüzü öpücüklere boğduğunu, sabahları uykunda bir başka kadına "gitme" diye sayıkladığını düşünmek oldu, seni sevmek... Geceleri kokuna hasret yatağımda ter içinde uyanmak, kendimin bile affedemediği bir bencillikle, kalbindeki tek aşkın benimki olması için gözyaşları içinde Tanrı'ya yalvarmak oldu...


Seni yasak bir aşk gibi gözlerden uzakta, rutubetli duvarlar arasında yaşamak oldu, sevmek... Beni hayatından dışladığın için öfke nöbetlerine kapılıp, bana bile yabancı gelen, hiç tanımadığım bir sesle sana bağırmak, haykırmak, ağlamak, sonra pişmanlıkla affedip tutkuyla sana tekrar sarılmak oldu...


Yabani bir ot gibi ruhumu sarıp sarmalayan öfke ve kıskançlık duygularıyla benliğimden uzaklaşmayı kendime yakıştırmamak, kaldığım bu karanlık dehlizde, kendi kalbimde, yalnızlığımda, sensizliğimde, kendi aşkımla delirmek oldu seni sevmek...


Şimdi, bu acıya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluğa bırakıp gitmesi için birbirine yalvaran iki yüreğiz artık. "Ayazda iki yürek" gibiyiz...


Sen benim şizofren aşkımsın... Ben senin kanayan vicdanınım...
Affet beni sevgili... Verdiğim sözleri tutamadım...


 

Beni Unutma

 

Bir gün aşk geçilmelidir. Dal demeti akasyalar gibi aşk geçilmelidir bir gün. Gözler geçilmelidir.Gülüşler, şiirler, özleyişler... Yayla kokulu çiçek olmalı bir aşk, ama geçilmeli mutlaka.

Yaz bir kenara beni unutma. İhanete gebe düşlerin gecelerinde çığlık çığlığa iki martı mavimsi bir solumayı dolamışlar boyunlarına. Duygularım öylesine apseli ki, ben sana yoruluyorum. Çatlamış topraklar gibi bakıyorum gökyüzüne, kayan bir yıldız gibi kaçırıyorsun gözlerini. O an dağlar oturuyor yüreğime. O benim harcım, o benim yüreğim; sonbaharda açan, gündönümlerinde gülen, heyula tülbentlere sarmalanmış bir sevi sıcaklığı.
 
Bu uzun zamandır ilk. İlk yazıyorum sana ne çok zamandır susmuş kalemimle. Yürekçizen uykuların içinden geçip sessizliğin sesine yaslayarak yorgun bedenimi ve "günaydın çocuklar"ın tebessümünü hep erteleyerek öğle vakitlerine. Marka bir umut katarı sanki her yürek; hain,çirkef, kaypak!... Hepsini bohçaladım bulanık nehir kıyısında. Çünkü sen denizi seversin... Deniz ülkelerini. Uzaklara asılı kalamaz gökkuşağı. Ya da gel diyemez ilkbahar yağmurlarına, ki eşarbını rüzgara kaptırmıştır. Yaz bir kenara, beni unutma.

Sana yüreğimi veremedim,hissettiremedim dünyanın güzellik dokusundan hiç bir şey . Çiçeklerle bezenmiş bir bahçenin rayihasına kapılmanı ne çok isterdim, dilerdim ki yağmur yüreğine, en umutsuz bir zamanda ikindi güneşi yansısın tüm çıplaklığı ve berraklığı ile. Zaman ve mesafelerle büyüyen çiğ kütlesi içinde yok olmaktansa her ikisine de başta yenilmeyi anlamak, ey sevgili... Seni nasıl bulduysam öyle yitirmek isterdim.

Yazdıklarımdan daha çoksun, okuduklarımdan daha genç. Kapalı kitap, bitmemiş şiir. Virgülün soluk alışı, noktanın yitik sevdası. Kelimelerin telaşı, cümlenin tedirginliğisin. İlk kelimeden son kelimeye büyüyen fidan, paragraf ormanında ak köpüklü çağlayan. Yapım ekleri gibi dost, çekim ekleri gibi delişmensin. İsim kökü gibi oğlum, fiil kökü gibi kızım. Sevdamsın divan şiirine buram buram. Bu aşk hesaplı, çiğdem mevsimlerinde unutma beni. 

Aşkın aritmetiği mi olurmuş, yaz bir kenara, beni unutma. Terete dört  türkülerine gömülmüştür ve bu türkülerden damıtılıp postaya verilmiştir. Vurmalı çalgılarda en tiz sesi çıkarmıştır. Bohçalanıp satılmıştır eskipazarlarda. Ürkmüştür, ürkütülmüştür. Öbür tarafına dönmesi söylenmiştir; doludizgin yollara vurulmuştur. Reyhan kokularında pelikan gözler uyutulmuştur, ayın şavkı daha vurmadan sırtlara. Ve bazen susmuştur. Suskunluğun alfabesi olmuştur aşkın alfabetik çocuğu. Altın gondolu ile seyahatlere çıkmıştır, keşfedilmemiş ülkelere. Ama mutlaka deniz ülkelerine. Yaz bir kenara. BENİ UNUTMA...! 


 


 
 

İLİŞKİ

 

Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz. Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında...
En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin müsebbibi, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Gözyaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak...
Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; "Ölmek var, dönmek yok"tur.
Lakin gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını...
Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya...
Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz: "Şöyle görünse, öyle demese, degişse biraz ya da eskisi gibi olsa..."
Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız. Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız.
Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. "Eskiden böyle miydi ya.." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından...
Böyle süremeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz. O, sevgisizliğinize yorar bunu...
İhanete sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. "Ya sev böyle ya da terket" diye gürler...
Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ışıtan o rüya, bir kabusa dönüşür birden...
Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size...
Hoyrattır, bakmaz yüzünüze...
Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder. Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden... "İyiligin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz, dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşamayacağınızı bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz. İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz...
"Madem öyle..."nin çağı başlar ondan sonra...
Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde "günah sizden gitmiştir".
Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz. Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece...
Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre...
Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni...
Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. Delikanlılar, elikanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini...
Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye...
Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla...
"Bana ne... kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre...
Ama sonra... ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden...
Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı içmeyi...
Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye...
Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden...
Dönemezsiniz.
Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktir bu, ne onunla olur, ne onsuz...
Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuşkusu...
Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.
Sürünür gidersiniz

Can Dündar


 

Bazen şu kalbime öyle kızıyorum ki
Aldıkça alıyor benden
Ruhumu
Bedenimi
Herşeyimi.
Aklımı başımdan
Gözyaşlarımı içimden.
Yerden yere vurmadığı
Süründürmediği kaldı.
Evelallah,
Onu da yapacak ya
Yapmazsa şaşarım zaten.

Kuşlarla,kelebeklerle
Yarışıyor sanki,
Daldan dala
Çiçekten çiçeğe konarak.
Bazen bir deniz kıyısında
Parlak güneşin altında
Kızgın kumlarda
Yakıyor adeta.
Bazen bir dağ başında
Bir uçurumun kenarında
Fırlatıp atacak beni sanki
Sonra;
Biraz acımış olacak ki bana
Ormanda,Bir ağacın gölgesinde
Mışıl mışıl uyutuyor beni
Uykumda bile rahat bırakmıyor
En güzel düşler gördürerek
Dudağımda
Belirli,belirsiz
Bir yudum gülümseme bırakarak...

Düşman mıdır,nedir?
Anlıyorum;onda,
Yeni doğan bir bebeğin
Masum yüzü var
Sevda nedir
Aşk acısı nedir
Bilmiyor daha.
Hem nasıl bilsin ki bebek yüzlüm!
Peki ya,
On yaşındaki bir çocuğun
Coşkusuna ne demeli?
Bir o yana
Bir bu yana koşuşturan
Daha yirmisinde
Alıp beni götürürse
Hiç görmediğim,yaşamadığım
Diyarlara
Gönüllere...
Kah gözyaşlarımı akıtıp
Seller yaparak
Kah kahkahalara boğup
Avazım çıktığı kadar bağırtarak.
Beni
Karşıki dağlarla yarıştırarak.

Ahh kalbim ah!
Böyle giderse
Daha otuzunda beni
İhtiyarlatıp bırakıverirsin
Ardına bakmadan...
Kırk mı,elli mi?
Hadi canım sen de
Allah gösterse de
Kalbim buna izin verecek mi acaba?

Bazen bir kuş
Bir kelebek
Daldan dala da konar
Çiçekten çiçeğe de...
Bazen de bir bebek,
On yaşındaki bir çocuk
Bir o yana,bir bu yana.

Peki,
Bu kalbin aklını başından alan
Onu avare,
Onu biçare yapan
Güzel kız
Tatlı kız,
Senin hiç mi suçun yok?
Bakışların bazen donuklaşıp
Seni alsa da benden,
Bedenin benimleyken
Ruhun gitse de uzaklara
Geride bıraktığın
O tatlı gülüşün
Beni avutmaya yeter.
Bir tek gülüşün mü?
O minik,öğrenci ellerin
Sarı saçların
Dudakların
Gözlerin
Beni delirtmeye yeter.
Sen bilir misin ki bebeğim
Asıl seninleyken
Sensiz olmak var ya
İşte bu
Bu beni öldürmeye yeter...


 

10/12/2005

Merhaba

Merhaba
Beni tanımıyorsun, en çok da bu yanını seviyorum sana yazarken.

Beni tanımanı istemiyor kalbim, sadece dinlemeni.

Dinlemeni ve aynı duyguları paylaşmanı benimle ..

Herkesten en yakın olacağız birbirimize.

Eğer susmazsak, paylaşırsak, saçma bulmaz, anlamlarda buluşursak.

Dar geçitlerden, karanlıklardan geldim buralara.

Yolum bitmedi daha biliyorum.
Eskisinden daha güçlüyüm, en zor yollardan geçtim gibi.
Geriye kalan yolda daha zorlu anlarım da olacaktır elbet.
Ancak öylesine hazırım ki, öylesine ayakta kaldım ki,

 daha ne olsa aşarım, aşacağım.
Aklım hep geriye dönerdi, anılara, yaşanmışlara,

 yaşanmamışlara.
Bir balığın habersizce ecele takıldığı gibi,

takılırdı mazim yüreğime, dünüme, yarınıma.
Yine takılmıyor değil zaman zaman.

Yine derinlere inmiyor değil gözlerim.
Ama artık boğulası hıçkırıklar, pişmanlıklar yok.

Sanırım büyümek bu...

Büyümek nasıl bir şeydir diye meraklarım vardı. !
Galiba görüyorum ve hissediyorum artık bunu.

Büyümek için, yaşımdan medet umardım.
Hadi artık yaş kaç oldu, büyüt kendini. Nasıl?
Rakamlarda değildi hüner,

yaşanmışlıklarla geliyordu olgunluk, tabi hüner buysa.
Ve hala -sanırım- büyüdüm'lü yaşlar içindeyim.
Çok tatlı ama! Çok umarsız her şey.

Buysa büyümek, geç kalmışım diyesim var.
Düşünmemek her şeyi, dilediğince,

gönlünden geçtiğince, an'ı yaşamak; yarını yokmuşcasına.

Kaç yarınımız vardı ki zaten.
İşte bunu kavramak.

Yarın yokmuş gibi yaparsa insan,

bugün daha başka yaşanıyordu yaşam.
Daha, çok daha başka ..
Gelen yarınlara,

 gelecek günlere de bir şeyler götürmeliydi insan.
Bu düne kadar ki düşüncem.

Eskiden yani dün mesela, yarınlar için hazırlık yapardım belki de.
Hani herkes gibi. İyi bir işim olsun,

param olsun, düşünmeyeyim onu bunu.
Bana göre değildi bunlar.
Bunları yaparken, gününü göremiyordu insan.
Bugünümden tat almadıysam yarınlarda

ne işime yarayacaktı elimdekiler?

Evet yarınlara bir şeyler götürmek zorunlu diyorsanız,

ben sevgi biriktireceğim.
Eskisi kadar harcanmış değil.
Seçilmiş yerini bulmuş sevgiler.

Biraz da aşklarımdan katacağım içine.
Aşkı bulmakla, aşkın olmadığına inandığım köprülerden indim artık.
Aşk vardı hatta aşklar vardı. Her şey aşktı.

Doyasıya yaşadığın, bugünündü aşk.
Ne olduğunu anlamadan içine düşmeliydi aşkın,

 senin olmayacağını bildiğindi aşk.
Bir ömre hapsedilecek alışkanlıklar,

aynı sabahlarda uyanmalar, kavgalar gürültüler değildi aşk.
Acı çekmeyi sevenler, seçimlerini

bu yönde kullananlara -bize- göreydi aşk.
Acıtacaktın yüreğini, ah deliler gibi sevip,

geceleri uzatıp ardından sabahlara kanat açmalıydı

bitmiş aşklar, kuşlarca özgür.
Çok sürmeden, arada kanatılacak yaralardı aşk.
Ömürde kalan sevgiyse ne ala,

aşkı sığdıran varsa bir ömre, güler geçerim şimdilerde.
Ansızın, sorgusuz, baş döndüren, bitecek sabahlardaydı aşk.
Yüreğinde kelebekler uçmayacağı an`a kadar,

zincirlemek haksızlıktı.
Güzel bir iz olarak kalsındı aşk.

Nefretlere, kinlere dönüşecekse, yaşanmasındı.
Düne ihanet değil bu değişimim,

yarına armağan kendimden; kendimi.
Yarınıma yorgun, yenik,

pişman bir ben götürmektense, aşkları rafa koymayı öğrenip, acılardan sıyırdım yüreğimi.
İşte şimdi bulduğumdu aşk.

Sen! Dost; bu yazımı okurken

seni benimle paylaştığın için teşekkürler.
Aşka inanan ama bir ömür sürsün diye

çırpınanlardansan, bırak yüreğindeki kuşu hemen, sal uzaklara.
İnan durma.
Sende benim gibi büyümediysen,

unutma sözlerimi. Aşkı benim tanımımla paylaştığında,

büyüdüğün andır.
Hele bir de içinde kalmış bir sevgili varsa,
hani doyamadığın, değilse çok uzaklarda,

ona sarılmak en muhteşem andır.
Artık yaşam şimdidir.
Günü uzatmak, yarından uzak kalmakla başlar

ve dünü anmamakla.
Balıklar bile öğrendi, oltalardan uzak artık bir çoğu.
Büyüyenler yüzmeye devam ediyor

ve oltalara takılanları seyrediyor, bizler gibi.
Yemlere av olmaktan kurtulup,

kendi kendine doymayı öğrenmekle başladı her şey. Büyümekle ...

Mutlu ol ve sevdiğince sevil!

Bir Dost... 


 

10/2/2005

AŞK BİR AYNA MI?

 

Sevebilecegimiz ve duygusal ortaklık kurabilecegimiz kişiyi ararken farkında olmadan bize benzeyeni ararız. Kafamızda oluşmuş sevgi modelleri bize, ölçülerimize , egilimlerimize, kişisel begeni, etkileşim ve toplumsal konumumuza uygun bir sevgi objesi yaratırız. Bu genellikle eksiksiz, kusursuz bir imgedir. Onu karşı konulmaz, dayanılmaz buluruz. Bu imgeyle gerçekten karşılaştıgımız zaman da onu tanır, o oldugunu algılarız. Bu algı insan ilişkilerindeki deneyimlerimizle ama asıl kendi duyarlıgımızla ilgilididr. İnsan türü karşlaştıgı kişinin nasıl biri oldugu konusunda gelişmiş sezgilere sahiptir ve yanılma payı olmakla birlikte çogunluk sezgilerine ve bu alandaki duyarlılıgına güvenir.
  Ne var ki imgemize bütün  bütüne çakışan kişilere rastlamak ender durumlardandır. Kaldı ki, bu gerçekleşse bile düşlenenle gerçek arasındaki uyumsuzluk ve çatlaklar yüzünden aşk dogmayabilir. Gerçek aşk çogu kez hazırlıksız yakalandıgımız bir şeydir. Bir çarpılma, dünyasını şaşırma, karmakarışık olma halidir.
 Aşık oldugumuz kişi hiç bilmedigimiz, tasarlayamadıgımız ve hatta yarattıgımız sevgi imgesinin tam tersi biri de olabilir. Bazen ilk görüşte onu çirkin, bilgiç, baskıcı ve sevimsiz buldugumuz halde aklımızdan atamayız. O bizim aşk imgemizle benzerlik göstermez ama gene de çok çekicidir. İtici bir davranış, bakış ya da ses tonu bile onu ilginç, ayrıksı, baştan çıkarıcı biri yapabilir. ;Fizik güzellik karşı tarafı etkilemekle birlikte, kendine özgü olan, gizemli görünen kişiler insanda daha köklü bir merak duygusu uyandırırlar ve keşfetme tutkusu yaratırlar. Burada bir uygunluk, çakışma ya da akılla varılan seçim yoktur. Yakıcı bir bilme arzusu, içsel, istem dışı derin bir çekim ve büyüye kapılıp gitme vardır.

Son yıllarda bilim adamları, aşık insan beyninin bazı bölgelerindeki degişimlerden, yalnızca duyumsanan beden kokularından, tanımlanmaz elektrik akımlarından söz ediyorlar. Aşkın bir kimyası oldugunu, iki insanın fiziksel ve kimyasal çekim alanı içinde kaldıklarında hiç bir engel tanımadan birbirlerine tutulduklarını ileri sürüyorlar. Bu etki bir an, bir kaç saat, üç beş gün sürebilir, yollar ayırlabilir ve kısa süreli bir duygu birlikteligi olarak kalır, ama öyle yogun ve vurucudur ki ömür boyu unutulmaz.bu yanıyla aşk bir yıldırım çarpmasıdır. Ama unutulmamalıdır ki; bir yakınlıgın gerçek aşka dönüşmesi sabır, kararlılık, inat, zaman gerektirir.
  Defalarca aşık olmuş olsak da her aşk yeni yepyenidir ve aşıklar ilk aşktaki kadar acemidirler. Aşk bagışıklık kazanılması olanaksız bir hastalıga benzer.. Aynı hatalar, aynı zayıflıklar , yanılgı ve teslim oluşlar, acılar ve heyecanlar yaşanır her seferinde. Bilinmezlik ve yenilik duygusu fiziksel ve duygusal yaşamımızın sınırlarını durmadan genişletir. Sevilen kişiyi bir saatten ötekine özleriz. Ondan uzak durdugumuzda acı çekeriz. Sesini, bakışını, saçının kıvrımını, herşeyini olaganüstü buluruz ve onu başkalarına duymadıgımız biçimde arzular, tutkuyla isteriz. Bu aynı zamanda cinsel arzunun da daha yogun, daha olagandışı ve kimi kez acılı bir özlemle kimi kez de sevinçli bir telaşla aralıksız yaşandıgı bir süreçtir.
 Sevinç, ruhumuzun bize zevk veren bir biçimde uyarılmasıdır. Aşk içinde olmak coşku dolu bir sevinçle yaşamaktır. Bize ait olduguna inandıgımız sevgiliden haz duymak ve bu hazzı onunla bölüşmektir.Aşkın özünde kuşkusuz bir sahiplenme, birbirine ait olma duygusu, ama aynı zamanda bir adanma da vardır. Yani "o ne kadar benimse ben de onunum" düşüncesi.
  Aşk hepimiz için çekici, kolay anlaşılmaz bir olgudur. Gözalıcı renklerle dolu tehlikeli, mutluluk ve hüzün arasında gidip geldigimiz bir duygular evrenine atlamaktır. Kendimiz için yeni bir dünya, yeni olanaklar araştırma eylemidir.Bütün yaşam ve deger dizgelerimizin yeniden "biricik" oldugumuz yolundaki inancımız üzerine inşa edilmesidir.
  Aşkın bir ayna oldugunu, kendi imgemizi sevdigimiz kişide görebilmek ve kutsamak için aşık oldugumuzu ileri süren görüşler de vardır. Sevdigimiz kişiyi güzel, degerli ve kusursuz buluruz ve onun da bizi öyle güzel ve sevilesi buldugunu biliriz. Evet aşk bir aynadır. Karşılıklı bir olumlama olumlanma, ponaylama onaylanma


 


 
7/17/2005

ELLERİN GÖZLERİN YÜREĞİN ve SEN

 

ELLERİN, GÖZLERİN,
YÜREĞİN ve SEN
Ellerin gül yuvası,
Ellerin sevgi dünyası,
Ellerin mutluluk deryası,
Ellerin öpülesi.

Gözlerin gök kuşağı,
Gözlerin özlem bağı,
Gözlerin mutluluğun aynası,
Gözlerin öpülesi.

Yüreğin sevgi dolu,
Yüreğin aşkımın umudu,
Yüreğin yüreğimin yolu,
Yüreğin öpülesi.

Sen bir güneşsin, ışıtan dünyamı,
Sen yağmursun, yeşerten bağlarımı,
Sen mutluluksun, saran her yanımı,
Sen eşimsin paylaştığım yaşamımı,
Sen her şeyimsin, öpülesi.


 

Ben Seni Böyle Sevdim

 this table was made by °o.O вєвєк O.o°; -- http://spaces.msn.com/members/beckv/

Benim RUHUMUN EŞİSİN
Benim İNANCIMSIN
Benim RÜYALARIMSIN
Benim HERKESTEN ÖNCE GELENİMSİN
Benim GÜVENCEMSİN
Benim SAĞDUYUMSUN
Ölene kadar SEBEBİMSİN
BELKİ, BİLMİYORSUNDUR...

 

* a loon is a bird btw....*


 

SENİ SÖYLÜYOR

 
 

Senden başkasını anlayamıyorum 
Gönlüme anlatamıyorum 
Ama seni kimseyle karşılaştıramıyorum, 
Aynı kefeye koyamıyorum 
Seni kıskanıyorum, 
Seni çok ama çok seviyorum 
Sığmıyor senin sevgin dağlara,
 Taşlara ve de dünyalara 
Ufukta güneşi,
semada ayı görsem seni sanıyorum,
 Sen diye bakıyorum 
Dedim ya seni çok ama çok seviyorum 
Ve de kıskanıyorum
Tutuşuyor sinemin en değerli düşleri,
Niçin diye sorsam, yüreğime 
Seni söylüyor,
seni mırıldanıyor
ve de seni kıskanıyor 
Sönmez, bir alevi kim söndürebilir ki,
kim su serpebilir ki 
Seni söylüyor yüreğim,
seni tarif ediyor 
ve de seni gösteriyor 
Taş yüreği kim ufalayabilir ki,
kim savurabilir ki 
Seni söylüyor yüreğim,
seni ama seni söylüyor
Sunsa da efkarlı düşlerim
senin engüzel anılarını,
 Fayda etmiyor,
gönlüm seni ama seni istiyor 
Sinem seni saklamak, 
Seninle avunmak, sana aşık olmak, 
Seni kıskanmak istiyor 
En güzel, en değerli, en yaşatılır, 
Sevgi ve de mutluluk olsa gerek 
Seni tablo gibi yaşatmak, sanal olsa da,
 Sen olmayınca teselliye çare belki 
Ama seni sevmek,
sevginle avunmak, yanında olmak,
Sonsuz zamanla seninle olmak 
En güzel, en kayda değer,
En muhteşem, yarası aşkın,
Merhemi varlığın olsa gerek


 

SEVDİM

 
 

Güzelliğin için değil, çünkü  ben seni hiç görmedim...
Ellerimi tutmanı değil, çünkü ben sana hiç  dokunmadım...
Gözlerine bakmayı değil, çünkü ben onlara hiç dalmadım...
Ben, senin beni sevmeni sevdim...
Yüreğinde bana yer vermeni sevdim
Benimle konuşurken, sesini nefesini sevdim.
Ağladığımda uzaktan  tesellilerini sevdim.
Benim seni sevmemi sevdim...
Sessizlikte kalp atışlarını sevdim.
Damarlarımda kan yerine dolaşmanı sevdim.
Düşlerde  benim olmanı, senin olmamı sevdim...
Gönülden sana bağlandığımı sevdim.
Gündüz ışığım, gece karanlığım olmanı sevdim.
Alınyazım, kaderim,  herşeyim olmanı sevdim.
Gözyaşım, kederim, hüznüm olmanı sevdim
Tebessümlerimin, gülmelerimin,
Mutluluğumun sebebi olmanı sevdim
Söylediğin sözleri değil,
Onları bana söylemeni sevdim....
Ben  başlıbaşına seni SEN olduğun için sevdim...
Benliğini, duygularını,  hislerini sevdim
Ve...
Bu tarifsizliği, sevgime kelime bulamadığımı  sevdim...
SENİ SEVDİM
 

SENİ İSTİYORUM ŞİMDİ

 
 

Hiçbir duygumu ertelemedim ben. Yaşayacağım hiçbir şeyi sonraya bırakmadım. Sonra diye bir şeyin olmadığını biliyorum çünkü. Hep yarına dair hayaller kurmak, gelmesi mümkün olmayacak zamanları beklemek benim işim değil. Aşk zamana meydan okur ama sen karşı koyamazsın ona. Orada durup öylece bekleyemezsin geleceği. Bir adım atmalısın, bir el uzatmalısın aşka doğru..! Aşkın anahtarı cesaret değil mi yar? Cesur olmak gerekmez mi bir sevdayı yaşamak, büyütmek için? Kaç gece yalnız geçti hesaplasana... Kaç gece bir sonraki günü düşünerek geçti. Neler yapabilirdik, neler yaşayabilirdik düşünsene..! Her sabahı birlikte karşılamak vardı seninle. Gözünü açar açmaz ilk gördüğün şey ben olurdum ve sen benim yüzümde mutluluğu görürdün. Bu kentin sokaklarında el ele dolaşabilirdik. Girmediğimiz sokak kalmazdı. Bakışlara aldırmadan sokağın ortasında sarılıp öpebilirdim seni. Bir şarkıyı sözlerini bilmesek bile bağıra çağıra söyleyebilirdik. Sonra bir filme gider, bir kitap okur, bir martının bir lokma simit kapabilmek için vapurların peşinden bıkmadan uçuşunu izleyebilirdik.Paylaştığımız her an beynimize bir daha çıkmamak üzere kazınırdı. Özlerdik birbirimizi delicesine. Bir saati yalnız geçirsek, bir sonraki saati iki saatlik yaşardık. Peki biz ne yaptık. Aşkı bir bekleyişin sırtına yükleyip ona sadece uzaktan bakmakla yetindik. Her an aşkı yaşamak varken, her gün birbirimizi yeniden keşfetmek varken, bu yolda birer kaşif olmak varken sürgünleri yaşamaya mahkum ettik birbirimizi. Bu sürgünlüğe son vermenin zamanı geldi artık. Sana huzur vaat etmiyorum. Aşkta huzur arayan yanılır. Ben tutkunun, en koyu sevdanın sözcüğüyüm. Onlar adına konuşuyorum. Gözlerinin içine bakıp "Seni Seviyorum" demek istiyorum. Aşkın akışına kapılıp hiçbir kaygı duymadan gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum. Kokunu içime çekmek, teninin sıcaklığıyla irkilmek istiyorum. Yaşama senin adınla anlam katmak, mutluluğu bulmak ve bir daha kaybetmemek istiyorum. Seni istiyorum eey yar! Canıma bir can daha katmak için, ruhumun yalnızlığına, yüreğimin acısına son vermek için, daha mavi bir deniz, daha mavi bir gökyüzü, daha mavi bir sevda için...Seni İstiyorum, Yarın, Öbür Gün, Öbür Hafta, Öbür Ay, Öbür Yıl değil..... Şimdi…!!!


 

BEN YALNIZ SENİ SEVDİM

 
 

Kapıyı anahtarla açmayı sevmiyorum
Zili çalmalıyım ve sen açmalısın kapıyı
‘’Hoş geldin canımmm..’’
deyip boynuma sarılmalısın
Uzun uzun öpüşmeliyiz kapı aralığında,
Elelele tutuşup içeri yürümeliyiz
Sen bi çırpıda sıralamışın;
Belki de üçü önemli otuzbeş kırk haberi birden
’’Sular yoktu bütün gün biliyor musun’’
Demelisin mesela.
’’Yemeği ocakta unutup
yakmamışmıyım pilavın dibini
Sonra da tüpgaz bitti alay eder gibi’’
demelisin mesela.
Adları da saçları gibi hep birbirine benzeyen
ortaokul arkadaşların
Çatkapı yapmış olmalı aniden ve öğlen.
Annen aramış yakında geleceklermiş
Bana da selam söylemişmiş olmalı mesela.
O kadar işinin arasında,
Camları da silmiş serinmiş olmalısın.
Eskilerini eskiciye verdim,
o eski mintanlarını filan demelisin
Plastik leğen, mandal
bi de faraş almış olmalısın karşılığında
Bi gündüz yayınında faydalı
en az on şey öğrenmiş olmalısın
Çıkmayan lekeleri kolayca çıkarmaya
Şarap şişelerini kolayca açıp,
Boş şişelere mumlar damlatıp dekor yapmaya
Bi ton faydalı şeyler
Ben mutlaka; ’’yaaaa öylemi olmuş’’
Diyeceğin haberler varmeliyim sana
Süratle beni kızdıracak bişeyler yapmalısın
Ben zaten seni kızdıracak
bi sürü şey yapmış olmalıyım dışarda
Gözüme bakıp anlamalısın yediğim herzeleleri
Sen anlamazlıktan gelmelisin hepsini
Yüzlememelisin yine de
Usulca utanmalıyım
Anladığını anlamazdan gelmeliyim
Anladığını anladığımı anlamamalısın
Bu böylece sürüp gitmeli bi vakit
Ben yine herzamanki gibi, yarın rejim yapmaya
Spora başlamaya,
sigarayı artık bırakmaya karar vermeliyim.
Sen bikaçgüne kadar bi iş bulup artık çalışmaya,
Bi ev bulup oraya geçmeye
Hayatına bi çeki düzen vermeye, karar vermelisin
’’Çay koyyyy’’ yapmalı,
yine ben hatırlatmalıyım
Radyo yine tuhaf şarkılar çalan
 bi gavur kanalına ayarlı olmalı
Televizyon yine senin kanallarına kilitli
Ve kül tablaları, çay tabakları yani
Firar etmiş olmalı ortalıktan yine
Gözlerinde güzellikten başka
Güzellikten başka bişey yokmuş gibi
Sıkıntı yüklü, soru yüklü bakışları görememeliyim
Sevgimin büyüklüğü herşeye yeter sanmalı
Hiçbi bunaltını anlamayacak kadar dangalaşmalıyım
İkide bi sözlerini kesip,çocuksuluğunu
Saflığını, yalınlığının sularını kurutup
Ciddi, akarlı,
kerametli konulara davet etmeliyim seni.
Ve bigün....
Bigün çekip gitmelisin evden
Gitmenle anlamalıyım;
Bu ev sevdasız olana bol gelir,
Yürü yürü bitmez koridorlar
Evin manzarası karanlığa göz kırpar,
Bu evde tek başına yaşayanlara,
köpekler bile havlamaz bahçede
Çay pişmez, yemek yenmez
Sigaranın bile tadı kaçar
Dışarda itiş kakış
kalabalıklarda yiter gider evin sahibi
Kendini arayıp arayıp bulamaz
Merhabaların da anlamı kalmadığından;
Kimselere selam verip alamaz
Denizde,karada,yatakta;
Hiçlik solukları alıp verir
Bi şiirin dizeleri okunur kitaptan
Şair sankimde bilmiş gibi;
’’Düşmesin bizimle yola
evinde ağlayanların gözyaşlarını
boynunda ağır bi zincir gibi taşıyanlar,
çekilsin yolumuzdan
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar’’
yazmıştır.
Şiire de, şaire de, yaşama da kızılır
Kapının önüne gelinir
Alışkanlık icabı kapı çalınır
Yalnızlık pusuya yatmıştır içerde
Duyar, ama açmaz kapıyı
Neden sonra hatırlarsın
Anahtarını çıkarırsın
Kapıyı anahtarla açmayı sevmiyorum be...
Yalnızlığımı sevmiyorum
Ben yalnız, ben yalnız seni, yalnız seni
ÇOK... VE ÇOK....VE ÇOKKKKK...
SEVİYORUM!...


 

7/16/2005

Kalbim

 
 

Kalbim acıdığında, yanıp kavrulduğunda konuşamıyorum. Çoğu zaman ağlayamıyorum da...
Paylaşsam? Daha da acıyacak yaram, kanı durmayacak... Biliyorum.
Sadece ve sadece sırdaşıma, dostuma anlatıyorum; suya...
Ruhumu rahatlatacak renkleri seçiyorum önce. Yaşamak için çırpınan,
hızlı hızlı atan minik bir kırlangıcın kalbini tutuyormuşum gibi avuçlarımda;
narince tutuyorum fırçamı. Başlıyorum serpmeye boyalarımı. Sanki gözümden
akması gereken ama benim sadece içime akıtabildiğim göz yaşlarım düşüyor tekneye, büyüyor acımla beraber...
Bende büyüyorum.
Acımın da, sevincimin de ebrusunu yapıyorum.Tekne benim can yoldaşım, tekne benim
ruhum. Her yaptığım ebru ne ilk ne de son acım, sevincim, hüznüm, umudum...
Allah'ın bana hediyesi; bu kocaman yürek ve yaratana da yarattığına da duyduğum aşk..
Bu yürek attıkça, bu beden nefes aldıkça renk renk

ebrularım da olacak, rüyalarım da...


 

SENİ SEVMEYİ ÖZLEDİM

 
 

Seni özlüyorum. Gecenin en zifiri anında bile odamı aydınlatan bu aşkı özlüyorum en çok da her gün duyabilmek için çırpındığım sesini. Seni özlüyorum işte... Her kavgamızın sonunda çekdiğim sancıları, seni kaybetmek korkusu yüreğimi bir bıçak gibi kestiği anları bile.

         Seni özlüyorum kabul ettim artık bunu... Gözbebeklerimin içine yerleşmişsin ve dünyada iyiye ve güzele dair ne varsa içinde sen varsın. Meleklerin kanatlarında geliyorsun sen bana her gün, martıların gözlerinde. Bir papatya demetinin üstündeki uğur böceği oluyorsun, ayın şavkında, umudun mavisindeki en çok bu renge tutkunum bilirsin sen varsın. Yüreğime işlemişim seni bir dantel gibi ince ince düğümlerle... Çözülemezsin çözmem seni. Oradasın orada kalmalısın. Çünkü bir tek sen yüreğime yakışırsın.

      Her gün içimi ısıtan asıl sensin sıcacık ışıklarında tüm ruhumu saran, her yeni güne gözümü acar açmaz içine doluştuğunbir günaydınsın. Seni özlemek dayanılmaz hale geldğinde bile hiç isyan etmiyorum. Çünkü içimdesin ve seni göz yaşlarımla akıtmaya kıyamıyorum. Özlemin sancılarıyla bedenim her gün ölse de aslında her güne yeniden doğuyorum.

      Seni özlüyorum çünkü seni seviyorum hemde çok.. Doğrularını yanlışlarını sorgulamadan, bir çocuk yüreği gibi masumca yaşıyorum seni. Bu hayata verdiğim her nefesde gittiğim her yerde sende benimle birlikte varsın. O yüzden yalnızlık hiç bilmiyorum. Asla değiştirmeden, en katıksız halinle seviyorum seni. Özgürleşiyor aşkımız, sevdikçe büyüyor özledikçe yüceliyor. İşte en çok bunu, özlüyorum seni sevmeyi özlüyorum. Sevdikçe daha çok özlüyorum, özledikçe daha çok seviyorum...

 

 

Hoşçakal

 
 
 

Olduğun yerde kal.. Hoşçakal..

Sözlerin artık ikna etmediği bu yaşımda, ağlamak da artık zor geliyor, zoruma gidiyor.
Benden sana, söylemesi zor, yazması kolay bir kelime; Hoşçakal.
Aldatıldığımı bildiğim bu geceden sana son bir yazı, son bir hatıra.
Seni her çağırdığımda, artık yüreğime yumruk atamayacaksın. Ben de bir başkasının yasak bahçesine uğramayacağım. Artık ne gelmeni isteyeceğim, ne de kalmanı....
Bu akşam masamdaki tek bir mumu kendim için yaktım. Senin oturduğun iskemle boş, ev boş... İhanetin resmi boşlukta çizili...
Şimdi sen bir başka masada başka gözlerlesin. Yüreğindeki pembe yalanlar büyüdükçe büyüyor. Karaya çalan pembeler...
Kim, kimi kandırıyor bu alemde? Kumdan kalelerimiz her dalgada yıkılıyor.
Kimseyi yolundan döndürecek gücüm yok artık. Dayanıksızım, dayanaksızım...
Olduğun yerde kal...
Hoşçakal...

 


 
7/10/2005

SEVDİM KADIN

 

SEVDİĞİM KADIN
       Yerini kimsenin dolduramayacağını biliyorum, zaten bunun arayışı içinde de değilim, sonunu bildiğin bir yol insanı çezbetmiyor... Sende ki beni etkileyen en büyük özelliğin beni zorlamandı, hemde hep iyiye ve en zor olana ittin ama her seferinde başarmanın keyfi vardı. Bir telefonun melodisi veya ayağımın altında çıtırdayan sonbahar yaprağı.. Buğulu camlara senin sesini duymak için ısrarla beklediğim zamanlarda yazdığim ismine takılan anlara kadar...

 

        Bilmem inanırmısın? Yazarken bile boğazımı bir sürü çocuğun doluştuğuna... Ben sevdim hem de çok imkansızlıkları başaracak kadar. Bir sevdaydı diyorum. ama o kadar aciz kalıyor ki, bir şey hissediyorsun ve adı yok, çünkü onu taşıyabilecek bir kelime yok. Kendinden öte... Aldığın nefesten öne bir şey bu... Ne güzel yaşandın, içinde acılardan boğulduğumda bile senden duyduğum acılardan haz duymasını bilecek kadar sevilerek.

       Bir de seni gördüğüm zamanlarda ki yüreğimin büyüklüğü olmasa... Keşke birisi bana bir daha böyle sevebilirisn müjdesini verse. Olur mu bilmiyorum artık sevmelerin adı bağlanıp kabullenmeden ibaret, içimde fırtınalar kopmuyor, veya vücudumun her hücresi artık titremiyor. Sanırım bir kereye mahsustu, sadece sana duyulan.

      Diri diri toprağa gömülmek veya için için ağlamak neydi bilemedim, taa ki... Seni yüreğime gömüp gözyaşlarımla acımı boğduğum gecelere kadar. Pişman mıyım.. Hayır asla. Çok sevildin hem de çok, ölüm de neymiş yanında hare olup dolaşmak bile ölümden öte son andım. Ölümden öte, yaşamdan ötesin yüreğimin gözleriyle sevdiğim kadın...
 

 


 

 

 

SENİ SEVİYORUM

 

SENİ SEVİYORUM Duyuyor musun birtanem? Dün gece yine sendin aklımda Bir hüznün çıkmaz sokalarında Gözyaşı oldu hasretin Ilık bir buse gibi süzüldü yanaklarımda Yanaklarım kırmızıydı, küskündü aynalara Ne zaman karşılaşsak sen bakardın onlardan Başıboş hoyrat aynalardan Önce ilk sarıldığımız yere gitti duygularım Bu gün gibiydi yaşadığımız küllenmemişti O bir ömürdü sanki, ölmeye değerdi Sonra gözlerin geldi aklıma, güzelliğin Başımı döndüren mey gibiydin sen Şelaleler akardı içime gözlerinden Ardından öksüz kalırdım sanki giderken Yine de yorulmazdım sensizliğe Sensizlik ki darağacım, sensizlik ki parçayım Ellerim seni arıyor bu gece, gözlerim gözlerini Şarkılar hüzünlü, şarkılar buruk Yoksun ya bu şehir yorgun, bu şehir vuruk Seni arıyorum inadına gecelerde Karanlıklar üstüne yemin ederim Işığım sensin! Seni seviyorum birtanem diyorum söyletensin Basit bir aşk öyküsü değil ki bu Saman alevi değil ki Cehennem alevi sanki susuzum Sensiz mutsuzum Artık sabah olmayacak uykusuzum Artık sensiz yaşanmayacak Yaşıyor sanma beni sadece varsayımım Sana bağımlı varlığım Yokluğun ise tükenişimdir Bir umudu katleder bin umudun olurum Senin gibi ulaşılmazdır benimde gururum Duyuyor musun birtanem? Dün gece yine sendin aklımda Aldın aklımı başımdan gittin Canımı da aldın yüreğimden Canımdın sen! ! Vazgeçilmezim, tartışılmazım Yalnızlığımın sebebi, acılarımın denizi Esirinim işte bu gece vakitleri Kollarımda sensizliğin kelepçeleri Yüreğimde sevdanın zincirleri Bağlanmışım sana ayrılamam Görmeden yaşayamam o gözleri Duyuyor musun birtanem? Dün gece yine sendin aklımda Bir hüznün çıkmaz sokalarında Gözyaşı oldu hasretin Ilık bir buse gibi süzüldü yanaklarımda Yanaklarım kırmızıydı, küskündü aynalara Ne zaman karşılaşsak sen bakardın onlardan Başıboş hoyrat aynalardan Önce ilk sarıldığımız yere gitti duygularım Bu gün gibiydi yaşadığımız küllenmemişti O bir ömürdü sanki, ölmeye değerdi Sonra gözlerin geldi aklıma, güzelliğin Başımı döndüren mey gibiydin sen Şelaleler akardı içime gözlerinden Ardından öksüz kalırdım sanki giderken Yine de yorulmazdım sensizliğe Sensizlik ki darağacım, sensizlik ki parçayım Ellerim seni arıyor bu gece, gözlerim gözlerini Şarkılar hüzünlü, şarkılar buruk Yoksun ya bu şehir yorgun, bu şehir vuruk Seni arıyorum inadına gecelerde Karanlıklar üstüne yemin ederim Işığım sensin! Seni seviyorum birtanem diyorum söyletensin Basit bir aşk öyküsü değil ki bu Saman alevi değil ki Cehennem alevi sanki susuzum Sensiz mutsuzum Artık sabah olmayacak uykusuzum Artık sensiz yaşanmayacak Yaşıyor sanma beni sadece varsayımım Sana bağımlı varlığım Yokluğun ise tükenişimdir Bir umudu katleder bin umudun olurum Senin gibi ulaşılmazdır benimde gururum Duyuyor musun birtanem? Dün gece yine sendin aklımda Aldın aklımı başımdan gittin Canımı da aldın yüreğimden Canımdın sen! ! Vazgeçilmezim, tartışılmazım Yalnızlığımın sebebi, acılarımın denizi Esirinim işte bu gece vakitleri Kollarımda sensizliğin kelepçeleri Yüreğimde sevdanın zincirleri Bağlanmışım sana ayrılamam Görmeden yaşayamam o gözleri Bir gemi kalkıyor rıhtımdan Dinle bak sesini, bu son seferi Veda türküsüne benzer düdük sesi Ardından mendil sallayanlar Boşuna aslında boşuna ağlayanalar Dönüşü olmayacak bu yolculuğun Bende gidiyorum birtanem, umutlarım yanımda Geriye bıraktığım limandaki ayak izleri Ve haykırışım enginlere Sen; dalgalardan dinle artık sesimi Sahilde bekle beni Bir garip martı görürsen gözleri yaşlı! ! Randevusu varmış gibi ecelle telaşlı! ! Bil ki; bir tutam sevgi yolluyorum sana Bil ki; ağlıyorum uğruna O zaman son kez de olsa hatırla beni Cansız bedenime can istiyorum Canımsın sen, SENİ SEVİYORUM